Bugun...



DATÇA BELEDİYE BAŞKANI GÜRSEL UÇAR İLE ÖZEL RÖPORTAJ

datcaonline.com Haber Sitesi ve Yarımada Meydan Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Turhan Bal’ın, Datça Belediye Başkanı ve CHP Datça Belediye Başkan Adayı Gürsel Uçar ile yaptığı “Özel Röportaj” virgülüne dokunmadan SADECE BİZDE!

facebook-paylas
Güncelleme: 04-02-2019 20:02:30 Tarih: 04-02-2019 15:49

DATÇA BELEDİYE BAŞKANI GÜRSEL UÇAR İLE ÖZEL RÖPORTAJ

Turhan Bal: Öncelikle adaylığınız hayırlı olsun. Süreç nasıl işledi?

Gürsel Uçar: Teşekkür ederim. Bu dönem ön seçim yapmadık. Her yerde partimizin yapmış olduğu kamuoyu araştırmalarıyla; illerde, ilçelerde, büyük şehirlerde yaptırılan aday belirleme yöntemini bu şekilde belirlediler. Bizim de Datça’da yapmış oldukları kamuoyu araştırması sonucunda, Datça^nın bana vermiş olduğu destek neticesinde partimizde uygun gördü, aday olarak gösterildik. Bu arada tüm Datçalılara da teşekkür ediyorum.

Turhan Bal: Gürsel Uçar kimdir? Bize kendinizi anlatır mısınız?

Gürsel Uçar: Datça’da doğmuş, büyümüş Datça’nın havasını 58 yıldır soluyan bir vatandaş. Gürsel Uçar en çok nasıl mutlu oluyor? Gürsel Uçar siyaset yapmayı seviyor. Neredeyse 30 yılımız siyasette geçti. Öğrencilik yıllarımızdan beri, 30 yıldan beri Cumhuriyet Halk Partisi’nde çeşitli kademelerde görev yaptım. Bir dönem belediye meclis üyeliği, bir dönem ilçe başkanlığı, iki dönem il genel meclis üyeliği, tekrar belediye meclis üyeliği, belediye başkanının ayrılmasından sonra da üç buçuk yıldır belediye başkanı olarak Datça’ya ve Datçalıya hizmet vermeye çalışan, Datça’da yaşayan insanların daha mutlu olması için, günlük onların yaşamını kolaylaştıracak hizmetleri yapmak için mücadele eden bir insan. Ben kendimi o şekilde görüyorum.

Turhan Bal: Datça adını nereden alıyor? Tarihi sürecini özetleyebilir misiniz?

Gürsel Uçar: Aslında burası eski haritalara baktığımızda Reşadiye Yarımadası olarak geçiyor. Daha sonra Datça Mahallesi denilen bir mahalleden geldiği de söyleniyor. Bu adın nereden geldiğinin aslında fazlada bilimsel bir açıklaması yok. Bazı rivayetlere göre de burada yaşayan ağanın iki kızı olup; birisinin adı Datya, diğerinin Bedya daha sonra buranın Datça, diğerinin Beçya’ya dönüştüğü gibi gibi rivayetler var. Buraların baktığımız zaman 2300-2400 yıllık geçmişi var. Datça’da Knidos dediğimiz 70 bin insanın yaşadığı bir yerleşim alanı var. 2300 yıl önce o Knidos’ta iki tane amfi tiyatrosunu görüyoruz. O günlerde yaşayan insanların o şartlarda içme suyunu nasıl getirdiğini, kanalizasyon altyapısını nasıl oluşturduğunu, bunları görebiliyoruz.  Arkeologların yaptığı çalışmalarla bunları görebiliyoruz. Emecik’in girişinde Apollon kutsal tapınağı var. Şöyle bir baktığımızda 2400 yıl öncesinde buralarda yaşayan medeniyetlerin bize bıraktığı iki amfi tiyatroyu görüp, günümüzde yapılan amfi tiyatroya baktığımızda, medeniyette, kültürde, sanatta Datça’nın yapacağı çok şeylerin olduğunu görüyoruz.

Turhan Bal: Bilindiği üzere 7 Temmuz 2015’den beri Belediye Meclisi’nin oybirliğiyle Belediye Başkanı oldunuz. Bu bağlamda tekrar Belediye Başkanı olmak için seçmenden ilk kez oy isteyeceğiniz seçim. Bununla ilgili görüşleriniz nelerdir?

Gürsel Uçar: Halkla olan ilişkilerimiz, oy istemek; tabi biraz önce belirttiğim gibi belki de 1999 seçimlerinde başladık. 18 Nisan’da yapılan geneli, yereli beraberce çalışmaya başladık belediye meclisine aday olmak için halktan oy istemeye. O günden bu yana 2004 yılında il genel meclisi üyesi olarak Datça Yarımadası’nda daha önceden Datça Mahallesi, İskele Mahallesi, Reşadiye Mahallesi bu 3 mahalleden oy isterken, 2004 yılında yarımadanın tamamından oy istedik. Tamamından oy isteyerek, bu işleri yapabileceğimizi anlatmaya çalıştık. Datça’ya hizmet edeceğimizi halka inandırmaya çalıştık. Tabi belki de ilk yılda halkın bu kadar fazla güveni yoktu. Gürsel Uçar evet iyi bir insan, bizim içimizden bir insan, düzgün bir insan ama bunları yapabilir mi diye tereddütleri vardı. Tabi haklılar her şey söylemekle olmuyor icraatta önemli. Biz hep halka verdiğimiz sözün arkasında durmaya çalıştık, halktan kopuk uzak olmadık. Hep yan yana olduk. Yaptıklarımızı yapamadıklarımızı halka anlattık. Yapamamanın gerekçesini doğru cümlelerle anlatırsanız o insan yine mutlu oluyor. 2. Dönem il genel meclisine çalıştık. İş yapacaksanız samimi olacaksınız, dürüst olacaksınız. Gittiğin yerde senin insanlar samimi olup olmadığını gözünden anlıyor. Bu anlamda insanlar bizi daha iyi görmeye başladı. Özü sözü bir olan, dürüst, samimi, gittiğimiz zaman bizleri dinleyen, bizleri de kendinden uzaklaştırmayan. Biz Gürsel Uçar’a baktığımız zaman kendimizi orada görürüz deyip, ikinci defa meclis üyeliğini kazandık. Sonrasında meclis tarafından seçilip Belediye başkanı olduktan sonra 3yıldan beri yaptığımız işleri saymak istemiyorum. İlk başladığımda, ilk işim pazaryeri oldu. Pazaryerinin olduğu yer dağdı, kayalık, taşlık burada pazaryeri mi olurmuş dediler. Dedik arkadaşlar zora dağ dayanmaz. Çünkü yok başka yerimiz. Gönlümüz istemiyor mu daha büyük, daha ferah, daha iyi yerde pazaryerimiz olsun. Bir defa yapıyorsun. Yok. Yolda pazaryeri olmaz. İnsanların rahatça pazarını yapabileceği, küçükte olsa bir pazaryeri yapmamız lazımdı ve onu yaptık. Yollarımızı yaptık, insanların rahatça dolaşması için yol yayalaştırması yaptık. Tabi bunları yaparken, en iyi mimarı bulup, en iyi peyzajı mimarisini bulup çok iyi projeler yapılabilirdi. Buna rağmen bizde kendi imkanlarımızla, personelimizle, araçlarımızla, kendi gücümüzle en iyisini,  en güzelini yapmak için araştırıp,  sorarak yaptık. Eleştirebilirsin ya şurası şöyle olmuş, böyle olsaydı gibi diyebilir mi? Diyebilir. Pazaryerinde hem ticaretin, hem de hizmetin rahat yapılabileceği bir alan oluşturmaya çalıştık ve başardık. Hem bu yaptığımız işlerle olsun, hem de samimiyetimizle, dürüstlüğümüzle olsun ben bu seçimde halkımızın bana sahip çıkacağına inanıyorum.

Turhan Bal: Seçileceğinizi söylüyorsunuz, seçildiğinizde Datça’da Datçalılar hangi yenilikler ve projelerle karşılaşacak?

İlk başladığımda pazaryeri yapmakla projelerimize başladık. Ve yapmış olduğumuz pazaryeri ile insanları sokaktaki pazaryerinden kurtardık. Şu andaki Pazar yerimiz çok küçük, çok minik, bana göre güzel ama ulaşılması biraz zor. Kenarda kalıyor. Ben istiyorum ki Datça bir defa yöre olarak, organik olarak o kadar güzel şifalı otları var ki. Bunları saymakla bitiremeyiz. Bizim hiç bilmediğimiz insanların yiyebileceği, kullanabileceği otlar var. Burada domatesinden, biberine, patlıcanına yarımadanın doğasından kaynaklanan lezzet çok farklı. Şöyle düşünüyorum. Ben Datça’yı büyütmeliyim, geliştirmeliyim. Büyütmek derken nüfusu 100 bine çıkartmak değil. Her zaman söylediğim bir söz var; “Datça 40 yıl sonra bile 40 bin nüfusla büyümeli” diyorum. Ama bu Datça’nın insanı zenginleşmeli, insanı rahat olmalı, kışın turizm olmalı. Burada bu düşüncelerimden dolayı öncelikle yapacağım çok güzel bir pazaryeri. Bu Pazar yerini 45 kişilik bir kooperatifti, burayı satın alıp, kamulaştırdık. Bir de Maliye’nin yeri var. Maliye’nin yerini de kamulaştırdıktan sonra buraya çok güzel insanların pazara gittiği zaman sanki dinlenmeye, orada eşiyle dostuyla buluşmaya, hem alışverişini yapıp hem de dostlarıyla oturup çay kahve içebileceği bir pazaryeri oluşturmayı istiyorum. Yine biraz önce saydığım duygularla işte Fethiye’sinden, Marmaris’inden, Muğla’sından, Denizli’sinden, Yatağan’ından, Aydın’ından insanlar gelsin diyorum. Kışın hafta sonlarında iki gün çocuklarını getirsin, ailesini getirsin. Hafta sonu tatilini burada geçirsin hem doğa yürüyüşü yapsın, çocuklar denize taş atsın. Kumsalda yürüsünler, isimlerini yazsınlar. Onların buraya gelmesini sağlayacak; ya gidelim Datça’ya pazaryerinden istediğimiz ürünleri taze taze alırız. İşte varır orada alışverişimizi yaparız düşüncesiyle pazaryerini insanların hafta sonlarında cazibe merkezi olacak şekilde mutlaka ve mutlaka Datça’nın kışın cumartesi Pazar hafta sonu canlılığını oluşturabilecek bir pazaryerini icra etmeliyiz. Şu anda mevcut çevre yolumuz, şehrin içinden geçen bir çevre yolu olmaz. Binaların arasında olmaz. Çevre yolu imarın en son dışında bunu isterseniz ormanla deyin, isterseniz makilik alanla deyin, yangın kesim yeri olarak deyin, ilçeyi en son gözlemleyecek, dolaşacak en son yoldur çevre yolu. Datça’nın böyle bir yola o kadar ihtiyacı var ki. Gelen insanların Datça’yı daha iyi gözlemleyebileceği, Datça’nın o güzelliğini içinde hissedebileceği, bizim şu Ön Cıvata’nın altından mutlaka ve mutlaka çevre yolu. Eğer bunu ben 5 yıllık dönemde bitiremezsem, benden sonra gelecek arkadaşında bunu devam ettirmesi şarttır. Bana göre Datça için yapılabilecek en büyük hizmetlerden bir tanesi. Biz burada belediye olarak insanların yaşayabileceği yeşil alanları, parkları, çocuk oyun gruplarını bunları oluşturmalıyız. Sokaklarımızı zaten düzenlemeliyiz. Engelli arkadaşlarımızın, engelli çocuklarımızın daha rahat yürüyebileceği sokakların mutlaka oluşması gerekiyor. Ve köylerdeki imar planı sıkıntısı bunların mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bunları hızlandırmamız gerekiyor. Bunların bir kısmını da çözdük, bir kısmını da çözmek üzereyim ama olmayan yerlerinde olması için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’yla iletişime geçip hızlandırmalıyız. Bu imar planlarıyla mesela, spor alanları yaratmalıyız. Datça’nın alanı içinde ne belediyenin ne maliyenin ne özelin bir tane spor tesisi yok. Yer yok. Oysa bu böyle olmamalı. Çocukların oynayabileceği tenis kortları, çocukların gençlerin akşamları gidip top oynayacağı halı saha, müsabakaların yapılacağı kapalı spor salonu bunlar mutlaka olmalı Datça büyüyor. Kültür merkezi dediğimizde de bir Bülent Ecevit Kültür Merkezi var. Kışın bir tiyatro oyunu, bir etkinlik davet etsen, bir konser yapsan 150 kişi, bunun biletini satsan getireceğin oyuncuya yetmiyor. Biz kışın bir etkinlik düzenlemiyoruz. Etkinlikler düzenlemek için en az 600 kişilik salon yapmış olsak, kışında burada her türlü etkinliğimizi yaparız. Kültür sanat bir zenginliktir. Bir sanat müziği konseri yapıyorsun; sevginin, aşkın, hayata bakışın güzelliklerini anlatıyor sana, 1.5 saatlik konser boyunca kendini bütün sorunlardan koparıyorsun. İşte kışın yerimiz yok. Bir sanatçıyı dinlememiz için illa da yazı mı beklememiz gerekiyor? Yer yok. Bugün bir vatandaş gelse, ben kültür merkezi yaptıracağım, yer verin dese yer yok. Yani Datça’da planlama noksanlığı var. İşte yapacağımız planlarla, merkezde yaratamıyorsak, merkeze yakın alanda bunları oluşturacağız. Artık herkesin arabası var. Önceliğimiz şehir planlaması. Bunların bir an önce yapılması gerekiyor. Köyleri de iyileştirmemiz gerekiyor. Reşadiyemiz var, burası kentsel sit. Orayı da doğal kent dokusunu bozmadan 2. Bir Eski Datça yapmamız gerekiyor. Beton yığını olmadan. Geçen yıl birleştirmeleri yapmıştık. Bunlara önem vermek gerekiyor.

Turhan Bal: Eski Milli eğitim Bakanı oy verenlere cennet vaad etti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Gürsel Uçar: Sonra sözünü geri aldı. Ben her zaman söylüyorum, insanlar oy verirken, hele hele kendi yöresinin gelişmesini sağlayan, kendi yöresindeki hizmetleri görerekten halkın yaşamını kolaylaştıracak belediyelerin, belediye başkanlarını seçerken iyi irdelesinler. Bir insanın yaptıklarına baksınlar, yapacaklarına baksınlar. Samimiyetne baksınlar, dürüstlüğüne baksınlar. Kendim için söylüyorum. Beni bir elekten geçirsinler. Çünkü ben gerçektende eğer burada başarılı bir belediye başkanlığı yapamayacaksam, bir yerde kentin kaderiyle oynuyorum. Hiç kimsenin bu kentte yaşayan insanların kaderiyle oynama şansı yok. İnsanlar ona göre değerlendirsinler. Belediye başkanlığımın ikinci yılında referandum oylaması yapılıyor, dedim. Halka sorulması gerekiyor memnun musunuz? Çalışmalarından, vermiş olduğu hizmetten… Oylayın.  Oysa ki baktım referandumda belirli bir oranın altına çıktım, diyelim %60 ile seçildim eğer referandumda %30’a düşmüşsem bir an bu koltukta durmamam gerekiyor. Benim tembelliğimi, benim beceriksizliğimi, iş bilmezliğimi 5 yıl daha Datça’nın çekmesine gerek var mı? Benim düşündüğüm tarzda bir referandum olsun, hem insanlar daha iyi çalışır. Referandum yapılsın bir gün olsun utanır, görevinden çekilir, ama açıklansın.

Turhan Bal: Turizm gelirlerinde belediyenin katkıları nelerdir? Turizmin belediyeye katkısı nedir?

Gürsel Uçar: Esnafın turizmden daha fazla nasibini almasını sağlamak gerekiyor. Baktığımızda 8-10 Şubat’ta Badem Çiçeği Festivali var. Biz de elimizden gelen desteği sağlamaya çalışıyoruz. Bu festivalın başarılı olması için her türlü gayret ve çabayı göstereceğiz. Ben bunu her zaman söylüyorum, belediye değil, biz halkla bereber, halkla üretip, halkla yöneteceğiz diyorsak, yapacağımız etkinliklerde bir halka destek vererekten birilerinin yapmasını sağlayacağız. Her şeyi belediye yapacak diye kural yok. Bunu sağlayacağız. Yapana kol kanat gereceğiz. İnsanlar şimdi turizmden, yarın ki o festivalden 3-5 kuruş para kazanıyorsa, yani belediyenin parası nereden geliyor? Halktan geliyor. Belediyenin parası halkın parası. Esnafın durumu, halkın durumu iyiyse ne yapıyor? Esnaf tabela reklam vergisini, yer işgaliye parasını ödüyor rahatca. Halkın durumu iyiyse emlak vergisini rahatca ödüyor. Bu bakımdan bizler etkinliklerimizi buradaki insanlarla beraber daha iyi organize ederek geliştirmeliyiz. Datça’da turizmi geliştirmeliyiz. Datça’da turizm geliştikce; belediyenin oteli yok ki, restorantı yok ki, ama belediye halkın kazanacağı her paranın toparlayıcısı oluyor. O bakımdan bunu böyle değerlendirmek gerekiyor. Yoksa turizmin gelişmesini mutlaka sağlamamız gerekiyor.

Turhan Bal: Datça’nın kış ve yaz nüfus yoğunluğu ve yaz dönemine yönelik Datça’nın turizm kapasitesi yeterli midir? Daha neler yapılabilir?

Gürsel Uçar: Şu anda kışın Datça’nın kayıtlı nüfusu 22 bin civarında. 3 bin civarında buraya kaydını aldırmamış burada yaşıyor; geliyor, gidiyor. Yani kış nüfusu ortalama 25 bin kişi. Yaz nüfusuna baktığımız zaman 60’dan başlıyor, 70-80 bazen belki de biraz daha çıkıyor. Geçtiğimiz zamanlarda gördük, gelenlerin sayısı arttığı zaman bakıyoruz ki işletmelerde su bitmiş. Bakıyorsun ki işletmelerden şikayet geliyor. İşte şuraya gitmiştik, köfteler çiğ geldi. Şimdi tabi işletmeninin de bir kapasitesi var. Yani 100 kişilik müşteriye hizmet verecek bir işletme mutfağından, şu geldi bu gitti sayıyı 300’e çıkarırsan sağlıklı bir şekilde insanların, müşterisinin hizmet almasını beklemek mümkün değil. Bu bakımdan turistik tesis anlamındaki imar planlarını bir an önce faaliyete geçirmeliyiz. Bir an önce. Datça’da çok fazla kış nüfusu değil, yaz nüfusunun olabileceği, burada işletmelerin yoğunlukta olup, Datça’da turizmden gelir sağlanacağı en güzel planı çıkarmamız gerekiyor. Aynı zamanda şunu da dengelemek gerekiyor. Burada 22 bin, 25 bin nüfuslu bir yerde almış olduğum personel ile yazın 80 bin 90 bin kişiye yetemiyoruz. Eleman alamıyorum. Bir kalifiye elemanımı, bir demircimi, Datça’nın yoğunluğundan dolayı temizliğe çıkarıyorum. Oysa ki onun asli görevi, çalışma yeri bu değil ama mecbursun. Doğru mu yapıyorsun? Doğru da yapmıyorsun. Ama sen burada sezonda o yoğunlukta Datça’yı temiz tutamadığın süre içerisinde de… Mevsimlik işçiler bizim buralara gelmiyor. O yüzden zorlanıyoruz.

Turhan Bal: Datça bir yüzü Ege’ye, bir yüzü Akdeniz’e bakan bir yarımada. Balıkçılık ve orman bitki florası önemli geçim kaynaklarından. Turizmin yanı sıra balıkçılık, orman, badem ve zeytin yetiştiriciliği ile ilgili belediyenizin ne gibi çalışmaları var?

Gürsel Uçar: Bizim geçmişte köylerde badem ve zeytin fidanı dağıtma gibi vermiş olduğu yok. Köylüler kendi imkanlarıyla, kendi deneme yanılma yollarıyla, İlçe Tarım Müdürlüğü’nün de köylüyü yönlendirme durumu bu zamana kadar olmadı. Şimdi Datça bir tarafı Akdeniz, bir tarafı Ege Denizi arasında bir yer ama deniz ürünleri konusunda da Datça bana göre geçmişte birinci gelir kaynağı balıkçılık olabilirdi. Baktığımızda Datça’nın insanında çok fazla balıkçı sayısı yok. Bir Karaköy’de var belirli bir oranda balıkçımız, Datça’da var belirli bir oranda balıkçımız. Bunlara da baktığımızda bir Bodrum gibi veya başka bir yerdeki gibi gırgırı, büyük kapasiteleri olan balıkçılarımız yok. Çok küçük teknelerle günü birlik taze balık ihtiyacını karşılıyor. Yazın bile Bozburun’dan balıkçılar geliyor, şurda bu denizin balıklarını tutup, Datça’daki lokanta ve işletmelere onlar veriyor. Balık Mezatı aşağıda Balıkçılar Kooperatifi’nin kurmuş olduğu bir yer var. Bana göre bütün balıkçıların balığını alıp, bir İzmir’deki gibi yapabilir. Balıkçılar Kooperatifini gözlemliyorum, balıkçılar da her geçen gün denizde balık çeşidi olarak olsa da balık sayısı azalıyor. Çok fazla balıkçılarında balık avladıkları yok. Bakıyoruz restoranlarda çiftlik balığı dediğimiz oluyor. Çamur havuzlarında çok güzel yerli balıklar üretiyor ama bu iki tarafı, iki ayrı deniz olan bu yerde hem gönlümüzce bol, hem de gönlümüzde ucuz balık ne yazık ki yiyemiyoruz. Datça Yarımadası’nda geçmişteki gibi balıkçılık birinci planda olması gerekirken, bakıyoruz ki şu yarımadada insanların geçimi hayvancılık olmuş, çobanlık olmuş. Ondan sonra çobanlık yavaş yavaş azalınca, insanlar bademi keşfetmiş. En iyi ürün badem ve zeytinde. Çünkü bunlar susuz tarım. Sadece bakıyorsun, sürüyorsun çok fazla bakım gerektirmiyor. Ağacı tutturdunmu tamam. Ben burada belediye başkanı olduktan sonra, büyük şehir belediyesi ile birlikte bademlerin ilaçlanması konusunda, zeytin fidesi dağıtılması konusunda, hatta alternatif ürün Datça’nın turizmde en yoğun olduğu dönemde incir; bu yarımadanın geçmişte her ne kadar kendi ihtiyaçlarından dolayı yapılan incir tarlaları ki lezzetli ve güzeldir yani, incir fidesi de dağıtıldı. Yine bunun yanında Kızlan’ın, Dereköy’ün tarla domatesi, güz domatesi var. Onun yanında alternatif patates, kış patatesi oluyor. Geçen sene burada Muğla Büyükşehir Belediyesi tohum dağıtmıştı. O tohumun neticesinde 1 dönümden 5-6 ton patates hasadı yapıldı. Arıcılık ve çam balı üretimi de var. Belediye olarak biz burada, tarıma destek konusunda çok fazla destek veremiyoruz. Ne yapıyoruz? Bugün tarlasına gidemeyen, yağmurda bozulmuş tarımsal yolların, en azından insanların daha iyi üretebilmesi için, çalışabilmesi için onların yolunu açıyoruz. Biraz öncede dediğim gibi ürünlerini satabilmesi için o insanlara burada Pazar oluşturmaya çalışıyoruz, üretici pazarı diye. Üretici malıyla geçinsin. Geçen Karaköy’e gitmiştim. Ya başkanım Cumartesi’nin dışında haftanın belirli bir gününü belirleyip, bir gün daha Pazar açmak istiyoruz dediler. Siz yeter ki üretin. Pazarı bir gün kullanıp, altı gün bekletmenin anlamı yok siz yeter ki üretin haftada üç gün Pazar olsun. Yani o tür destekleri veriyoruz.

Turhan Bal: Filozof Strabon  “Tanrı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse Datça’ya gönderir” diye söylemiş. Sizin fikriniz nedir? Datçalılar bu anlamda seçilmiş insanlar mı?

Gürsel Uçar: Şanslılar. Türkiye, okullarda bize kaç bölgedir diye sorduğumuzda derlerdi ki 7 bölge. Oysa bana göre Türkiye’de Datça Yarımadası ayrı bir bölge. Yani 8 bölge. Datça ne Akdeniz iklimi, ne Ege iklimi ne de kara iklimi. Evet bu sene biraz kış yağmurlu geçti. Bana göre bu bir berekettir. Datça Yarımadası’nın su havzalarında suyun azaldığını Tanrı yarattığı kulunun susuzluk çekmemesi adına bu yıl yağışlı bir kış mevsimi geçiriyoruz. Onun haricinde kar yağmaz, soğuk olmaz. Kışın hiç kimse kardan, soğuktan dolayı iki gün evinde hapis kalmaz. Yağmur yağar, açar. Alırsın çocuğunu, eşini o yağmur sonrası güzelliğiyle birlikte çıkarsın yürüyüş yoluna. Kar yağmaz, soğuk olmaz demezsin ki Ağustos’un 15’inde unum yok, kömürüm yok. Kışı zor geçiririz deyip kendine böyle bir derdin yok. Stresin yok. Hava güzel. İşte böyle bir doğada yaşayan insanın ömrünün uzun olmaması için neden var mı? Yok arkadaş. Şimdi git Erzurum’da insanlar evinden çıkamıyor. İki gün evinde eşiyle, çocuğuyla kapanan insan ne olur ya. Stres olur. Bir, Datça’nın insanının uzun ömürlü olması kaçınılmaz. İki o doğa. Datça’da yaşayan insanlar gidip var ya bakkala bana yarım kilo mutluluk ver diye alamazsın ama bu insanlar doğadan mutluluk alıyor. Gidip bakkala sağlıklı olmam için 2 kilo sağlık ver desen alamazsın, ama bu insanlar doğadan sağlıklı olmanın enerjisini alıyor. Buradaki insanlar şunu söyler “acelen varsa ne işin var Datça’da” hiç duydunuz mu bunu? Datça’da acelesi olan insan hırslı insandır, stresli insandır. Eğer bir insanın stresi varsa onun uzun ömürlü olması zor. Eğer bir insanın stresi yoksa derler geniş insan, gamsız insan… uzun yaşar.

Turhan Bal: Datça’da küçük atölyelerin dışında, sanayi tesisleri hiç var olmamış. Belediye olarak bu durumu korumaya devam edecek misiniz?

Gürsel Uçar: Şimdi benim biraz önce söylediğim gibi sloganım şuydu “40 yıl sonra 40 bin nüfus”. Bizim sloganımız bu olmalı. Yani Datça’da yaşayan her Datçalı’nın hedefi bu olmalı. Bizim burada sanayi zaten olmaz. Baktığımızda zaten ürettiğin malın pazarlaması çok kolay değil. Ulaşımı zor. Yani burada gelişen sanayi ancak kum çakıl ocakları. O da zaten kendi içinde tüketim yani ihtiyacı karşılayacak şekilde olur. Bizlerin gelecek nesle bırakacağı en büyük miras. Bir insan kendine şu soruyu sormalı. Çocuğuma ihtiyaçlarını karşılaması için birkaç dairemi bırakayım, yoksa çocuğumun mutlu, sağlıklı, huzurlu olması için bozulmamış bir doğa mı bırakayım. Datça’yı koruyarak, Datça’yı doğasına sahip çıkaraktan, doğasını bozmayaraktan, gelecek nesillere bu yaşadığımız doğanın aynısını miras olarak bırakmalı insan. Yemin ediyorum ki iki daire bırakmaktan daha güzeldir, bozulmamış bir doğayı miras bırakmak. O yüzden de Datça’da sanayi üretimine izin veremeyiz, kesinlikle… Kesinlikle.

Yarımada Meydan: Sorularımız bu kadar. İlginize teşekkür ediyoruz.




Kaynak: HABER MERKEZİ

Editör: Haber Merkezi




FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI